Türkiye-Almanya Film Festivali’nde Ödüller Çekmeceler’e!

 

Bu sene 13-22 Mart 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nde Çekmeceler festivalin en büyük ödülüne layık görülürken çarpıcı oyunculukları nedeniyle Ece Dizdar, Tilbe Saran ve Nilüfer Açıkalın’a da en iyi kadın oyuncu ödülü paylaştırıldı.

Ödüller Künstlerhaus-Festsaal‘de yapılan ödül töreninde açıklandı. Ardından Quantensprung Türk-Alman Rock grubu sahne aldı.

Festival boyunca, festivalin 20.yılı nedeniyle düzenlenen kapalı gişe konserde Kardeş Türküler nefes kesti ve özellikle Alman dinleyicileri büyüledi.

Bir Varmış Bir Yokmuş İzledik, Sonra da Ekiple Söyleştik!

Emrah Kılıç’ın yıllardır düzenlediği film izleme ve Taksim Seksek’te ekiple söyleşi zirvesinin sonuncusu Bir Varmış Bir Yokmuş filmi üzerineydi. Önce Fitaş’ta filmi izledik, ardından filmin yönetmeni ve oyuncularıyla Seksek’te söyleştik.

İlksen Başarır genç ve başarılı bir kadın yönetmen. Bu dördüncü uzun metraj denemesi. Oyuncu Mert Fırat ile bir ekip onlar, tüm filmlerinde birlikte çalışıyorlar. Başarır’ın ilk iki filmi Başka Dilde Aşk ve Atlıkarınca, ayrı ayrı konularda önemli toplumsal meselelere değinen, farklı örneklerdi. Üçüncü film ise bir tiyatro uyarlaması olan Erkek Tarafı Testosteron idi. Üçüncü filmin türünün önceki filmlerden farklı oluşu biraz şaşırttı İlksen Başarır sinemasını takip edenleri. Son filmi Bir Varmış Bir Yokmuş da yine farklı bir tür. Dayanamayıp sordum tabii bunu söyleşide yönetmene. “İlk iki filmimi, özellikle, böyle sosyal sorumluluk projesi mantığıyla çekmedim ki ben” dedi yönetmen samimiyetle. “Ama maalesef ben bir sosyal sorumluluk projesi başkanıymışım gibi karşılandım her yerde, halbuki sinema duyarlı olmak zorundadır ve komedi filmi bile derdi olan bir türdür, ben farklı türleri denemeyi seviyorum ve istiyorum, bence her filmim derdi olan filmler ama mesela şimdi de bir aşk filmi çekmek, aşkı anlatmak istedim”, dedi.

Bir Varmış Bir Yokmuş’a gelecek olursak, her şeyden önce isminden de anlayacağınız üzere “masal” metaforunu belkemiği yapmış bir senaryo var karşımızda. Melisa Sözen’in canlandırdığı Nehir karakteri, bir yuva öğretmeni ve çocuklara masallar anlatıyor. Film de böyle açılıyor ve aslında o masalın dış kabuğunda bir aşk hikayesini içine alıyor. Bir unutuş nehri anlatılıyor filme eşlik eden masalda, unutuş nehrine girip yaşadıklarımızı unutmazsak, biz biz olamayız mesajı veriliyor.

Aslında olaylar biraz hızlı gelişiyor, bunu son dönem Türk filmlerinde hep hissediyorum, detaylara o kadar çok yer vermek istiyor ki bence senarist/yönetmenler, hikayenin nasıl başladığı meselesini çok hızlı çözerek, gelişme aşamasını uzatıyor. Nehir, arkadaşının evinde kaldığı bir akşam yan komşunun beste yapışına rastgeliyor ve ince duvarlardan dinliyor sabaha kadar o bestenin bir şarkıya dönüşünü. Sonra arkadaşına soruyor ve komşunun grubunun çıktığı bara gidiyorlar, tanışmak istiyor çünkü Nehir bestenin sahibi ile. Nefretle başlayan aşk hızlı gelişiyor, kız kıskanç sahiplenici, çocuk rockçı, serseri, bağlanmak istemiyor, dengesiz davranışlar sergiliyor.

Söyleşide de bu benzerlikten bahsedildi ama bahsetmeden de olmuyor, evet maalesef, konu itibariyle Issız Adam’ı hatırlatıyor film. Sinematografik açıdan, senaryo açısından diyemeyiz asla, ama kadın erkek ilişkilerindeki gözlem açısından çok da yeni bir buluş yapmıyor Başarır doğrusu. Günümüzde modern kadının erkekten daha çabuk olgunlaştığı, erkeğin kafasının daha karışık olduğu, kadının problemli erkekleri seçip sonra onları düzeltmek, “kurtarmak” istediği gözlemi daha önce yapıldı. Filmdeki üçüncü kadın meselesi de maalesef ister istemez İncir Reçeli 2 filminin hikayesini çağrıştırdı.

YouTube Preview Image

Bir ara verelim. Bu benzerlikleri, sanki çok cin bir buluşmuş gibi öne çıkarmak değil amacımız elbet. Elbette aslında güneşin altında pek de yeni bir şey yok, kadın erkek ilişkileri dediğimizde benzer problemler arasında gezinmek çok normal diyebiliriz. Ancak gözlemlerinde başarılı olan ve gerçekten de kimyaları çok iyi tutmuş iki oyuncuyu başrole koymayı başaran İlksen Başarır’dan beklentimiz daha yüksek belki de. Belki daha çok bu aşkın içine girebilmek, şaşırmak, sarsılarak çıkmak istiyoruz sinema salonundan, ama maalesef, müziklerin, sinematografinin ve oyunculukların başarısına rağmen, “eh, işte, bildik hikaye” sakızı ağzımıza dolanıveriyor. Eh, biz izleyiciler de az nankör değiliz…

Söyleşide Mert Fırat, ne gişe odaklı, tek amacın para kazanmak olduğu filmler yapma amacı taşıdıklarını, ne de burnu havada,  sanat filmi yapmak adına halktan uzak bir duruş benimsediklerini, orta yolu bulmaya çalışan bir sinemaya hizmet etmek gayretinde olduklarını açıkladı, bu samimiyet gerçekten güzel ve bu duruş da güzel kanımca, gerçekten de bunun ayarını tutturabilmek büyük meziyet zira.

Ben İlksen Başarır’ın da, Mert Fırat’ın da işlerini takip etmeye devam edeceğim keyifle, içinde samimiyet olan işler seyircisini mutsuz etmiyor çoğunlukla ne de olsa… Tüm ekibin ellerine sağlık.

 

SALT’ta Uzun Perşembe

Uzun Perşembe’de ücretsiz film gösterimi ve sergi turlarına katılabilir, Osmanlı Bankası Müzesi’ni 22.00’ye kadar gezebilir,SALT Beyoğlu ve SALT Galata’daki Robinson Crusoe 389’larda özel indirimden yararlanabilirsiniz.

SALT Beyoğlu

Kat 1, 2 ve 3

Yüzyılların Yüzyılı

18.00 Serginin sanatçılarından Yasemin Özcan, Didem Pekün ve Dilek

Winchester ile Türkçe-İngilizce tur

Açık Sinema

Perşembe Sineması

19.00 Helsinki, ikuisesti [Helsinki, Sonsuza Dek] (2008)

Yönetmen: Peter von Bagh

75 dakika

Fince; Türkçe ve İngilizce altyazılı

SALT Galata

18.30 SALT Araştırma arşivlerinin tasnif, kataloglama, koruma ve dijital ortama aktarılması süreçleri üzerine Türkçe arşiv turu

End of Dreams [Düşlerin Sonu]

Nikolaj Bendix Skyum Larsen

19.00 Gazeteci Rümeysa Kiger ile Türkçe-İngilizce sergi tanıtımı

SALT Araştırma saat 20.00’ye kadar açık.

Osmanlı Bankası Müzesi saat 22.00’ye kadar açık.

Dilek Winchester, sanki bizden önce hiçbir şey söylenmemişçesine işinden detay,

2007-2015 (Yüzyılların Yüzyılı, SALT Beyoğlu, 2015)

Mihrez: Cin Padişahı 17 Nisan’da Sinemalarda!

Arzularınıza dikkat edin! Sonunuzu onlar getirecek!

Cin Padişahlarının en güçlüsü Mihrez El-Ahmer musallat olduğu kişiye halüsinasyon gösterme ve vücudunu ele geçirme gücüne sahiptir. Bir kez onu hayatınıza davet ederseniz “O” istediğini alana kadar kurtulmanızın yolu yok!

Yönetmenliğini Doğa Can Anafarta’nın yaptığı korku filmi 17 Nisan 2015′te izleyicisi ile buluşacak!

YouTube Preview Image

Mandıra Filozofu İstanbul

Malum, Türk sinemasında komedi türüne özellikle son yıllarda büyük bir ilgi var. Arz talep mantığına göre de Türk komedi filmi üretimi adeta fabrikalaşmaya doğru gidiyor. Bu gerçeğe uzaktan bakıldığında bunda bir sıkıntı yok, malum mizah maalesef bazen ciddiye alınmayan bir tür olagelmiştir sanatın birçok dalında, halbuki çok ciddiye alınması gereken bir tür, eğer hakkı verilerek üretilirse o eser. Hele ki kötü bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde sinemada keyifli vakit geçirmek, ayıp ya da günah değil.

Geçen sene bu zamanlar vizyona girmiş olan Mandıra Filozofu, Çocuklar Duymasın dizisinden tanıdığımız oyuncu Müfit Can Saçıntı’nın dizideki karakteri beyazperdeye aktararak başrolü üstlendiği aynı zamanda yönetmen koltuğunda oturduğu bir komedi filmiydi bu. Dizide de Muğla’lı, annesiyle yaşayan, büyük şehirlerdeki düzene karşı, felsefe de okumuş olduğu için modern yaşamın getirilerini gayet güzel bir dille, itiraz edemeyeceğiniz argümanlarla alaşağı eden, doğal yaşamı savunan, paraya, çalışmaya, hırsa karşı olan bir karakterdi Mustafa Ali, annesi de sürekli şikayetçiydi tabii oğlunun bu dikbaşlılığından. Annesini canlandıran, gerçek bir Muğla’lı olan Gülnihal Demir’i de yine annesi olarak taşımıştı Saçıntı sinema filmine.

Muğla’nın eşsiz güzelliği, Rasim Öztekin, Ayda Aksel gibi profesyonel oyuncuların başarısı ve filmin anafikri, bu filmi izlenir kılıyordu, benzerlerinden ayırıyordu. Mesaj kaygılı da olsa diyaloglar çok fazla göze batmıyor, hatta haklı eleştiriler olduğundan, klasik tabirle “güldürürken düşündürüyor”du. Müfit Can Saçıntı, gerçekte varolan hayat görüşü ve entelektüel birikimini aslında mizahı ve sinema sanatını kullanarak sunuyordu bize, bu da takdire şayan bir yaklaşımdı kanımca. Sinemasal anlamdaki teknik bazı eksikler bu manada gözüme çok batmamış, komedi filmi izleyeceksek de böylesini izleyelim bari dedirtmişti bana açıkçası bir izleyici olarak.

Mandıra Filozofu İstanbul ise malum devam filmi. Babasının rahatsızlığı üzerine İstanbul’a gitmek zorunda kalan filozofumuz, bu sefer sırça köşkünden değil, modern dünyanın tam da ortasından yapıyor eleştirilerini, kah büyük bir şirkete girip para istemeden çaycılık yaparken koskoca şirket sahibine (Birol Güven) hayat dersleri veriyor, kah İstanbul’a gelip Muğla’daki ailesini unutup, onlardan utanıp, rock’çı bir gence dönen kuzenini ağlatıyor gerçekleri yüzüne vurarak.

Vuruyor vurmasına ama bu kez gerçekten de mesajlar dolup taşıyor, kör gözüm parmağına oluyor. Zaten felsefesini bilmekte olduğumuz Mustafa Ali’nin (ben paraya karşıyım, çalışmaya karşıyım, hedef koymaya karşıyım vs) bu tarz söylemlerinde karşı tarafın yaşadığı şoku belirtmek için “şok şok şok, flaş flaş flaş” tarzı yakın planlar çok gereksiz. Ses efektleri çok gereksiz. Geçişler, açılar, kurgu, ilk filmdeki gibi yine sıkıntılı. İlk filmdeki kaliteli mizah da nedense yerini hem daha kolay anlaşılır, hem de tuvalet şakaları gibi seviyesi daha düşük esprilere bırakıyor. Müfit Can Saçıntı’nın söylemek istediği çok şey var belli, ama umarız sırf bu sebeple kalitenin düştüğü, mesaj kaygılı diyalogların arttığı devam filmleri gelmez, daha kaliteli, daha zeki esprilerin yer aldığı yeni yeni filmler bekleriz kendisinden.

twitter.com/blossomel

47. Siyad Ödülleri Gecesi’ndeydim!

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sunuculuğunu oyuncu Özge Özberk’in yaptığı törendeydim.

Siyad başkanı Melis Behlil’in konuşması çok dokunaklıydı. Adaşım, gerçek olayların kurmacadan çok daha inanılmaz hale geldiği bir senenin geçirildiğini hatırlatarak, “15 yaşında bir çocuk 9 ay mücadele ettikten sonra aramızdan ayrıldı. Katilerinin yargı önüne çıkmasını hala bekliyoruz. Berkin Elvan’ı anıyoruz” dedi. Salonda müthiş bir alkış koptu ve sloganlar duyuldu.

SİYAD’ın kurucu üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay da aynı şekilde karanlık bir dönemden geçtiğimizi ifade ederken yanında getirdiği bir gazete kupüründe artık tek taş yüzüğün satın alınmadığını, bu yüzden herkesin çok mutsuz olduğunu okudu ve geldiğimiz trajikomik durumu gözler önüne serdi. Dorsay aynı zamanda geceye Ergenekon Davası’nın sanığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Bedrettin Dalan’ı davet ettiğini açıkladı. Dorsay, yurda yeni döndüğü ve yorgun olduğu için katılmadığını açıkladığı Bedrettin Dalan’ın, o an içinde bulunduğumuz, törenin yapıldığı Cemal Reşit Rey’i 9 ay gibi kısa bir sürede İstanbullulara kazandırdığını hatırlattı.

Atilla Özdemiroğlu’na onur ödülünü verecek olan genç oyuncu Gonca Vuslateri, ödülü takdim ederken yaptığı konuşmada birden ağlamaya başlayarak ve tuhaf sözler söyleyerek herkesi şaşırttı. Daha sonra Yavuz Turgul’a ödülünü vermek üzere sahneye çıkan Cem Yılmaz, durur mu, tabii Gonca Vuslateri’yle ilgili epey şaka yaptı. Cem Yılmaz’ın, AKM sahnesi, müsait olmak gibi göndermeli esprileri de bolca alkış aldı.

Gece, Nişantaşı Reasürans’taki Juno Bar’da son buldu.

İşte 47. SİYAD Türk Sineması Ödülleri’ni kazananlar;

- Emek Ödülü: Festival yöneticisi ve sinemacı İrfan Demirkol

- En iyi kısa film: Müjdeler Var Yurdumun Toprağına Taşına, Erdi Sinemam 100 Şeref Yaşına!, Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş

- En İyi Belgesel ödülü: Tepecik Hayal Okulu, Güliz Sağlam aldı.

- Onur Ödülü: Genco Erkal

- En İyi Sanat Yönetimi: Soydan Kuş – Unutursam Fısılda

- En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis – Sivas

- En İyi Yabancı Film: 2 days 1 night

- Onur Ödülü: Attila Özdemiroğlu

- Onur Ödülü: Nebahat Çehre

- Onur Ödülü: Yavuz Turgul

- En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Lale Başar – Köksüz

- En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: Ayberk Pekcan – Kış Uykusu

- En İyi Müzik: Kenan Doğulu – Unutursam Fısılda

- Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Melisa Sözen – Kış Uykusu

- En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Haluk Bilginer – Kış Uykusu

- Mahmut Tali Öngören En İyi Senaryo: Deniz Akçay – Köksüz

- En İyi Yönetim: Nuri Bilge Ceylan – Kış Uykusu

- En İyi Film: Kış Uykusu – Zeyno Film, Memento Films, Bredok Films

 

 

Mandıra Filozofu Galası

Yılın merakla beklenen filmi Mandıra Filozofu İstanbul ‘un galası önceki akşam Özdilek Park İstanbul AVM’de yapıldı. Ben de oradaydım:)

Çukurova Üniversitesi işbirliği ile kütüphanesi olmayan 20 köy okuluna kütüphane kurmak için düzenlenen galaya davetliler ellerinde kitaplarla geldi.Sanat ve iş dünyasından pek çok ünlü ismin katıldığı gecede, yaklaşık 2000 adet kitap toplandı.

Mustafali’nin İstanbul üzerinden modern dünya ile hesaplaşmasını konu alan Mandıra Filozofu İstanbul, 13 Mart’ta sinemaseverlerle buluşacak.

Türk-Alman Film Festivali 13 Mart’ta Başlıyor!

dizifilm.com

Zaman’ın haberine göre bu sene 20′si düzenlenecek olan Nürnberg Türk-Alman Film Festivali’nde ünlü oyuncu Şener Şen’e onur ödülü verilecek.

13 Mart 2015′te başlayacak olan film festivali, iki ayrı kategoride tam 39 filmin yarışmasıyla sona erecek.

20. Nürnberg Türk-Alman Film Festivali organizatörü Ayten Akyıldız,  ”20. Nürnberg Türk-Alman Film Festivali’nde “Eşkiya” filminden dolayı oyuncu Şener Şen’e ve yönetmeni Yavuz Turgul’a onur ödülü vereceğiz.” dedi.