Mandıra Filozofu İstanbul

Malum, Türk sinemasında komedi türüne özellikle son yıllarda büyük bir ilgi var. Arz talep mantığına göre de Türk komedi filmi üretimi adeta fabrikalaşmaya doğru gidiyor. Bu gerçeğe uzaktan bakıldığında bunda bir sıkıntı yok, malum mizah maalesef bazen ciddiye alınmayan bir tür olagelmiştir sanatın birçok dalında, halbuki çok ciddiye alınması gereken bir tür, eğer hakkı verilerek üretilirse o eser. Hele ki kötü bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde sinemada keyifli vakit geçirmek, ayıp ya da günah değil.

Geçen sene bu zamanlar vizyona girmiş olan Mandıra Filozofu, Çocuklar Duymasın dizisinden tanıdığımız oyuncu Müfit Can Saçıntı’nın dizideki karakteri beyazperdeye aktararak başrolü üstlendiği aynı zamanda yönetmen koltuğunda oturduğu bir komedi filmiydi bu. Dizide de Muğla’lı, annesiyle yaşayan, büyük şehirlerdeki düzene karşı, felsefe de okumuş olduğu için modern yaşamın getirilerini gayet güzel bir dille, itiraz edemeyeceğiniz argümanlarla alaşağı eden, doğal yaşamı savunan, paraya, çalışmaya, hırsa karşı olan bir karakterdi Mustafa Ali, annesi de sürekli şikayetçiydi tabii oğlunun bu dikbaşlılığından. Annesini canlandıran, gerçek bir Muğla’lı olan Gülnihal Demir’i de yine annesi olarak taşımıştı Saçıntı sinema filmine.

Muğla’nın eşsiz güzelliği, Rasim Öztekin, Ayda Aksel gibi profesyonel oyuncuların başarısı ve filmin anafikri, bu filmi izlenir kılıyordu, benzerlerinden ayırıyordu. Mesaj kaygılı da olsa diyaloglar çok fazla göze batmıyor, hatta haklı eleştiriler olduğundan, klasik tabirle “güldürürken düşündürüyor”du. Müfit Can Saçıntı, gerçekte varolan hayat görüşü ve entelektüel birikimini aslında mizahı ve sinema sanatını kullanarak sunuyordu bize, bu da takdire şayan bir yaklaşımdı kanımca. Sinemasal anlamdaki teknik bazı eksikler bu manada gözüme çok batmamış, komedi filmi izleyeceksek de böylesini izleyelim bari dedirtmişti bana açıkçası bir izleyici olarak.

Mandıra Filozofu İstanbul ise malum devam filmi. Babasının rahatsızlığı üzerine İstanbul’a gitmek zorunda kalan filozofumuz, bu sefer sırça köşkünden değil, modern dünyanın tam da ortasından yapıyor eleştirilerini, kah büyük bir şirkete girip para istemeden çaycılık yaparken koskoca şirket sahibine (Birol Güven) hayat dersleri veriyor, kah İstanbul’a gelip Muğla’daki ailesini unutup, onlardan utanıp, rock’çı bir gence dönen kuzenini ağlatıyor gerçekleri yüzüne vurarak.

Vuruyor vurmasına ama bu kez gerçekten de mesajlar dolup taşıyor, kör gözüm parmağına oluyor. Zaten felsefesini bilmekte olduğumuz Mustafa Ali’nin (ben paraya karşıyım, çalışmaya karşıyım, hedef koymaya karşıyım vs) bu tarz söylemlerinde karşı tarafın yaşadığı şoku belirtmek için “şok şok şok, flaş flaş flaş” tarzı yakın planlar çok gereksiz. Ses efektleri çok gereksiz. Geçişler, açılar, kurgu, ilk filmdeki gibi yine sıkıntılı. İlk filmdeki kaliteli mizah da nedense yerini hem daha kolay anlaşılır, hem de tuvalet şakaları gibi seviyesi daha düşük esprilere bırakıyor. Müfit Can Saçıntı’nın söylemek istediği çok şey var belli, ama umarız sırf bu sebeple kalitenin düştüğü, mesaj kaygılı diyalogların arttığı devam filmleri gelmez, daha kaliteli, daha zeki esprilerin yer aldığı yeni yeni filmler bekleriz kendisinden.

twitter.com/blossomel

47. Siyad Ödülleri Gecesi’ndeydim!

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sunuculuğunu oyuncu Özge Özberk’in yaptığı törendeydim.

Siyad başkanı Melis Behlil’in konuşması çok dokunaklıydı. Adaşım, gerçek olayların kurmacadan çok daha inanılmaz hale geldiği bir senenin geçirildiğini hatırlatarak, “15 yaşında bir çocuk 9 ay mücadele ettikten sonra aramızdan ayrıldı. Katilerinin yargı önüne çıkmasını hala bekliyoruz. Berkin Elvan’ı anıyoruz” dedi. Salonda müthiş bir alkış koptu ve sloganlar duyuldu.

SİYAD’ın kurucu üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay da aynı şekilde karanlık bir dönemden geçtiğimizi ifade ederken yanında getirdiği bir gazete kupüründe artık tek taş yüzüğün satın alınmadığını, bu yüzden herkesin çok mutsuz olduğunu okudu ve geldiğimiz trajikomik durumu gözler önüne serdi. Dorsay aynı zamanda geceye Ergenekon Davası’nın sanığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Bedrettin Dalan’ı davet ettiğini açıkladı. Dorsay, yurda yeni döndüğü ve yorgun olduğu için katılmadığını açıkladığı Bedrettin Dalan’ın, o an içinde bulunduğumuz, törenin yapıldığı Cemal Reşit Rey’i 9 ay gibi kısa bir sürede İstanbullulara kazandırdığını hatırlattı.

Atilla Özdemiroğlu’na onur ödülünü verecek olan genç oyuncu Gonca Vuslateri, ödülü takdim ederken yaptığı konuşmada birden ağlamaya başlayarak ve tuhaf sözler söyleyerek herkesi şaşırttı. Daha sonra Yavuz Turgul’a ödülünü vermek üzere sahneye çıkan Cem Yılmaz, durur mu, tabii Gonca Vuslateri’yle ilgili epey şaka yaptı. Cem Yılmaz’ın, AKM sahnesi, müsait olmak gibi göndermeli esprileri de bolca alkış aldı.

Gece, Nişantaşı Reasürans’taki Juno Bar’da son buldu.

İşte 47. SİYAD Türk Sineması Ödülleri’ni kazananlar;

- Emek Ödülü: Festival yöneticisi ve sinemacı İrfan Demirkol

- En iyi kısa film: Müjdeler Var Yurdumun Toprağına Taşına, Erdi Sinemam 100 Şeref Yaşına!, Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş

- En İyi Belgesel ödülü: Tepecik Hayal Okulu, Güliz Sağlam aldı.

- Onur Ödülü: Genco Erkal

- En İyi Sanat Yönetimi: Soydan Kuş – Unutursam Fısılda

- En İyi Kurgu: Yorgos Mavropsaridis – Sivas

- En İyi Yabancı Film: 2 days 1 night

- Onur Ödülü: Attila Özdemiroğlu

- Onur Ödülü: Nebahat Çehre

- Onur Ödülü: Yavuz Turgul

- En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Lale Başar – Köksüz

- En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: Ayberk Pekcan – Kış Uykusu

- En İyi Müzik: Kenan Doğulu – Unutursam Fısılda

- Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Melisa Sözen – Kış Uykusu

- En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Haluk Bilginer – Kış Uykusu

- Mahmut Tali Öngören En İyi Senaryo: Deniz Akçay – Köksüz

- En İyi Yönetim: Nuri Bilge Ceylan – Kış Uykusu

- En İyi Film: Kış Uykusu – Zeyno Film, Memento Films, Bredok Films

 

 

Mandıra Filozofu Galası

Yılın merakla beklenen filmi Mandıra Filozofu İstanbul ‘un galası önceki akşam Özdilek Park İstanbul AVM’de yapıldı. Ben de oradaydım:)

Çukurova Üniversitesi işbirliği ile kütüphanesi olmayan 20 köy okuluna kütüphane kurmak için düzenlenen galaya davetliler ellerinde kitaplarla geldi.Sanat ve iş dünyasından pek çok ünlü ismin katıldığı gecede, yaklaşık 2000 adet kitap toplandı.

Mustafali’nin İstanbul üzerinden modern dünya ile hesaplaşmasını konu alan Mandıra Filozofu İstanbul, 13 Mart’ta sinemaseverlerle buluşacak.

Türk-Alman Film Festivali 13 Mart’ta Başlıyor!

dizifilm.com

Zaman’ın haberine göre bu sene 20′si düzenlenecek olan Nürnberg Türk-Alman Film Festivali’nde ünlü oyuncu Şener Şen’e onur ödülü verilecek.

13 Mart 2015′te başlayacak olan film festivali, iki ayrı kategoride tam 39 filmin yarışmasıyla sona erecek.

20. Nürnberg Türk-Alman Film Festivali organizatörü Ayten Akyıldız,  ”20. Nürnberg Türk-Alman Film Festivali’nde “Eşkiya” filminden dolayı oyuncu Şener Şen’e ve yönetmeni Yavuz Turgul’a onur ödülü vereceğiz.” dedi.

Elenenlerin Festivali!

Bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek olan ön elemede elenmiş filmler festivali 2.El Film Festivali; 13- 15 Mart tarihleri arasında Ankara’da Büyülü Fener Sinemaları’nda sinemaseverler ile buluşacak. Festival bu yıl ‘Dönüşüm Başlıyor, Festivale Koş’ sloganıyla yola çıktı.

Festival elenmiş tüm filmleri gösterim programına katarak izleyici ile buluşmasını sağlıyor. Böylece festivallerin filmleri hoyratça elemesine karşı çıkıyor.  Film gösterimlerinde yer alan 84 kısa metraj, 2 uzun metraj ve 7 belgesel filmin yanı sıra; festival söyleşileri, video yarışması, ‘Film ve Analiz Atölyesi’ gibi etkinliklerin de yer alacağı festivalde, tüm etkinlikler ücretsiz gerçekleştirilecek.

Festival açılışı, Fahrettin Ünlü’nün yönetmenliğini yaptığı Peyk belgeselinin galası ile devam edecek. Peyk; hızlı olmak anlamına gelen ve Osmanlı Devleti’nde uzun mesafeleri çok kısa sürede kat etmesi ve haber taşıması ile bilinen dönemin habercilerine verilen bir ad. Detaylı araştırmalara ve titiz incelemelere dayanarak çekilen belgeselin galası, 13 Mart Cuma günü saat 19.00’da Yönetmen Fahrettin Ünlü’nün katılımı ile Kızılay Büyülü Fener Sinemaları’nda gerçekleşecek.

 

 

Sinemada Edebiyat Etkinlikleri-İzmir

Sabah’ın haberine göre, Konak Belediyesi’nin, her ay Türk Edebiyatından sinemaya uyarlanan bir filmi izleyiciyle buluşturacak Sinemada Edebiyat Uyarlamaları etkinliği Gece filmiyle başladı. Çekimleri İzmir’de gerçekleşen Gece filminin Yönetmeni Erden Kıral, oyuncu Vildan Atasever ve senaryonun uyarlandığı Zahit kitabının yazarı Hasan Özkılıç, İzmir’de sinemaseverlerle buluştu.

Sabah

Özel gösterime filmin yönetmeni Erden Kıral, oyuncular Vildan Atasever ve Zahit isimli romanı Gece filmine uyarlanan yazar Hasan Özkılıç katıldı.

Söyleşide “Hakkari’de Bir Mevsim, Bereketli Topraklar Üzerinde, Babam ve Biz, Vicdan gibi pek çok başarılı filme imza atan Türk Sineması’nın ünlü yönetmeni Erden Kıral, Türk Sineması’ndaki değişim sürecini anlattı.Yönetmen, Gece filmini 26 gün gibi kısa bir sürede bitirdiklerini ifade ederek, destek olan Konak Belediye Başkanı’na teşekkür etti.

Atölye 3F (Film/ Festival/Fotoğraf Atölyeleri)

Ankara Kısa Filmciler Derneği; 2007′den beri 2.El Film Festivali “Ön Elemede Elenmiş Filmler Festivali”, 2011′den beri FANTASTURKA “Türk İşi Filmler Festivali” düzenliyorlar. 2015 yılı içerisinde, yine konsept bir festival olacak olan Çocukça Film Festivali’ni düzenlemeye başlayacaklar.

2015 yılında, Ankara Kısa Filmciler Derneği bünyesinde kurdukları Atölye 3F (Film/ Festival/Fotoğraf Atölyeleri) Deneyim Paylaşımı, Film ve Analiz Atölyesi, Kurgunun Grameri Atölyesi, Film Dili gibi başlıklarla 2015 yılı içerisinde eğitici atölyeler düzenleyecektir. Ben de bir tanesini yürütüyor olacağım: Nuri Bilge Ceylan ve Sinema

 

Haftanın En Başarılı Türk Filmi: Çekmeceler!

YouTube Preview Image

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki toplum olarak… Belki yeni değil yaşananlar, ama bilinç daha farklı artık. Tepkiler daha farklı. Yeni nesil midir, bilgi çağı, iletişim ve paylaşım çağı oluşundan mıdır geçtiğimiz çağ bilinmez ama artık haksızlıklara tahammülümüz daha sınırlı! Daha çok tepki veriyor, sıkıntılarımızı dile getiriyoruz toplum olarak. Geziyi de örnek verebileceğimiz üzere, artık haksızlığa uğrayan ne pahasına olursa olsun susmuyor. Özellikle de gençler.

Ve de kadınlar. Kadınların maruz kaldığı haksızlıklar toplumumuza özgü sayılmaz elbette ama ataerkil toplum yapımızda daha belirgin, daha şiddetli yaşanan durumlar da aşikar. Kadının beden gücü olarak erkekten daha güçsüz oluşu, ruhsal olarak hassas ve anaç, cinsel anlamda ise edilgen oluşu maalesef yüzyıllar boyu nice haksızlıklara gebe kılmış bu cinsi… Örf anane, din, gelenek, görenek, töre vs. de buna eklenince elbette bu haksızlık şiddetten tacize, tecavüzden cinayete, şekilden şekile girmiş.

Evet, örneğin ülkemizde bir sembol haline gelen Özgecan cinayetinden sonra çoğu kadın, hatta çoğu birey, bu zamana kadar yaşamış olup da sakladığı şiddeti, tacizi anlatmaya başladı. Utanması gereken bizler değildik çünkü, başkalarıydı. Çekmeceler filmini şahsen tüylerim diken diken olarak izledim çünkü tam da Özgecan olayının sembol olduğu bir dönemde kadına tacizin, belki de beklenmeyen bir kültürel ortamda, beklenmeyen, ruhsal yansımasını bize izletmesi bir yana, kendi kişisel yaralarıma denk gelen kısımları; Türkiye’de, modern bir toplumda da yaşasa, kendi kişisel tarihinde bu baskıyı deneyimlemiş bir kadın yazar olarak beni ayrıca sarstı.

2008’de eşcinsel olduğu için öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden esinlenerek yazılan bir hikayeden uyarlanan Zenne’nin yönetmenleri Caner Alper ve Mehmet Binay, bu kez de çocukluğundan itibaren babasının psikolojik tacizine uğrayan bir kızın kadınlığa giderken yaşadığı büyük depresyonu bize iliklerimize kadar hissettirerek anlatıyor. Bir mankenin gerçek hayat öyküsü olduğunu söyledikleri filmlerinde Zenne‘de olduğu gibi renkler son derece baskın. Sinematografik olarak son derece şık, renkli bir yapıya sahip, metaforlarla zenginleştirilmiş olan filmde Taner Birsel,Tilbe SaranNilüfer AçıkalınEce Dizdar, oyunculuklarını konuşturuyorlar.

Herkesin zihninde çekmeceler olduğunu söylüyor filmdeki doktor. Bazı çekmecelerimizi dolduracak bir şey bulamadığımızda, boş kalan çekmecelerin yaşımız büyüdüğünde bize büyük hasar verdiğini anlatıyor. Filmde flashback’lerle Deniz karakterinin çekmecelerini nasıl doldurmaya çalıştığını ve boşlukların nelere yol açtığını görüyoruz. Deniz’in bu boşlukları savruk bir cinsellikle doldurmaya çalıştığı sahneler aklıma yine bir gerçek yaşam öyküsünden yola çıkılarak beyazperdeye aktarılmış olan Wild/Yaban filmini getirdi. Bambaşka iki film gibi görünse de, bir kadının kendini kaybedip yeniden bulması bağlamında ortak noktaları çok fazla… Sonunun gereksiz yere uzadığını düşünüyorum filmin, tek eleştirim bu olabilir, her şeyin çözüldüğü, süre olarak da izleyicinin belirli bir doyuma ulaştığı noktadan sonra hikaye sündürülmüş gibi hissediliyor.

Yine de birden fazla kez izlenmesi gereken ve insan psikolojisi üzerine belki de uzun uzun konuşturacak, değerli bir Türk filmi Çekmeceler.